Kayıtlar

OVERLAPPİNG STORMS- 37

 37: En Büyük ve En Küçük Luís (şey, yani Beliung) ve Angin'in yanından ayrıldıktan sonra, Taufan geldiği hızla odasına döndü. Öfkesini takdir edilecek kadar iyi tutmuştu, karşılaştığı insanlara çıkışmamış veya saldırgan davranışlarda bulunmamıştı. Tabii bu odasına geldiğinde değişti. Odaya girdi ve kapıyı çarparak kapattı. O kadar sinirli, üzgün ve öfkeliydi ki, sadece gülebildi. Kapıya yaslanarak yere çöktü ve gülünecek bir durum olmadığı halde, kahkahalar atmaya başladı. Sinirleri çok bozulmuştu, çok. Yıllardır görmediği ağabeyini görmek mi? Berbattı. Ama zaten buna değil, kendi aptallığına gülüyordu. Neden onunla konuşmaya tenezzül etmişti ki sanki? Kavganın anlamsız bir şey olduğunu, içini soğutmadığını yıllar önce anlamıştı zaten, neyin ısrarıydı bu? Bir süre sonra sinir bozukluğundan kaynaklanan kahkahaları yavaşça dindi. Şimdi daha da öfkeli hissediyordu ama aynı zamanda çaresizdi. Angin kelimenin tam anlamıyla Beliung'a bayılmıştı ve muhtemelen onun dizinin dibinden ay...

TAUFAN İLE YEDİ GÜN- 7: ABLAMLA BİR GÜN (FİNAL)

 Evet, sonunda finale geldik! Ne üzücü değil mi?... Ehem, neyse. Bu kadar duygusallık yeter. Umarım bu bölüm o kadar da üzücü değildir (ne yazdığımı bilgisayara geçirirken hatırlıyorum...) 7 (Final): Ablamla Bir Gün "Taufaan!" "Neee?..." "Bu nasıl bir cevap?" dedi Iman, azarlarcasına bir tonda fakat bir karşılık alamadı. İkinci katın sofasında kalakaldı bir an. "Eeee... Neredesin acaba? Ortaya da çıkmıyor mübarek..." "Abla, eğer benimle dalga geçiyorsan söyleyeyim, canım oynamak istemiyor..." Iman kendi kendine ağlamaklı bir iç çekti. Taufan'ın morali bozukken onula konuşmaya çalışmak, aç timsahlarla konuşmaya çalışmak gibiydi. Halilintar, Taufan ve Gempa'nın paylaştığı odaya girdi ve odaya şöyle bir göz attı. Perdeler çekiliydi, kesinlikle Gempa'ya ait olmayan  bazı kıyafetler Gempa'nın yatağının üstüne bırakılmıştı. Uyumaya çalışan Halilintar dışında da kimsecikler yoktu. Ah, doğru ya, Taufan'ın yatağı üstte kaldı...

PERDENİN ARKASINDAKİ IŞIK- 1

 Bu hikayenin iki bölümlük olmasını planlıyorum. İkinci bölümü de haftaya yayınlanacak inşAllah. 1: Karanlık Bir Oda (Hayat) Ais on yaşında, yalnız bir çocuktu. Yalnızdı ama gerçekten yalnızdı. Kendini bildi bileli annesiyle babası yoktu—bu hayattan göçmüşlerdi. Bir tek ağabeyi Halilintar vardı ama tabii buna 'var' denebilirse. Yirmi yaşındaki ağabeyi üniversite ve bunun dışında uğraştığı işi yüzünden çok meşguldü. Kaldı ki, meşgul olmasa bile içine kapanık ve sessiz biriydi. Elbette bu, onu sevmediği anlamına gelmiyordu. Aksine Ais'la olabildiğince, elinden geldiğince konuşmaya çalışır, bir ihtiyacı olup olmadığını sık sık sorardı. Gelin görün ki, Ais da en az onun kadar sessiz ve içe dönüktü. Genellikle verdiği tek cevap, "İyiyim, teşekkür ederim ağabey..." olurdu. Bir ihtiyacı olsa da, söylemeye çekinirdi. Bu açıdan ilişkileri sıkıntılıydı; Ais ihtiyacını söyleyemezdi, Halilintar da onun ihtiyaçlarını görebilecek biri değildi, çevresiyle aşırı ilgilenmezdi—bu d...

OVERLAPPİNG STORMS- 36

(Başlık değişti, hehe. Böyle daha şiirsel oldu. Ve... Umarım yanınızda mendil vardır. Demedi demeyin.)  36: Keder ve Gözyaşı İkizdir Taufan nefes nefeseydi ancak hala koşuyordu. Gittiği yer odalarına kıyasla biraz uzakta kalıyordu ve genellikle yürüyerek gidilirdi ama şuan o kadar öfkeliydi ki, yorgunluğunu, boynundaki ince kesiğin sızlamasını ve hatta sağ bileğindeki ağrıyı bile umursamıyordu. Gördükleri halüsinasyon olamazdı, değildi. Halüsinasyonları bile, odadan dışarı fırlamadan önce kaptığı kağıtta yazanları uyduramazdı. Halüsinasyonlarında o kadar... beklenmedik şeyler görmezdi. 3 numaralı eğitim odasını görünce, durdu ve bir an olsun tereddüt etmeden, odaya girdi. İşte oradaydılar. Angin ve Luís. "Harika gidiyorsun Angin. Duruşu tamamen çözdün sayılır." dedi Luís çocuğa gülümseyerek, odaya giren ziyaretçiyi henüz fark etmemişti. "Bir gün Windara'ya geri döndüğünde gezegenini oldukça iyi temsil edeceğini düşünüyorum." "Teşekkür ederim Kaptan." ...

OVERLAPPİNG STORMS- 35

 35: Her Şeyin ve Hiçbir Şeyin Nedeni Taufan bir süre sarayın en tepesinde oturduktan sonra, kendiliğinden geri döndü fakat tüm dayanma gücü tükenmişti. Windara zindanlarına geri döner dönmez, daha önce tutulduğu hücreye çöktü ve vücudu orada pes etti. Hem duygusal, hem de fiziksel anlamda çok yorulmuştu. "Şimdi ne yapacağız?..." diye sordu Angin endişeyle, Luís'le birlikte gizli bir köşeden Taufan'ı izliyorlardı. "Ochobot buraya ışınlanma tüneli açacak, koordinatları ona verdim. Böylelikle TAPOPS'a geri dönebileceğiz." dedi Kaptan Luís sessizce, ne düşündüğünü ifadesinden anlamak imkansızdı. "Taufan tükenmiş durumda ve şuan ondan ne isterlerse hepsini yapacak, vücudu biraz dinlenebilme karşılığında her şeye teslim olacak. Bunun ne kadar korkunç bir şey olduğunu anlatmama gerek yok sanırım..." "Hayır, anlıyorum..." dedi Angin üzgünce. Ağabeyinin yaşadığı korkunç olayların yarısını bile yaşamamıştı -yaşına bakınca bu normaldi- ancak be...

TAUFAN İLE YEDİ GÜN- 6: HEDİYE

Bu bölüm en sıkıntılı bölümlerden biri olacak. Çok umutsuzca... kötü. Finale yaklaştıkça Taufan daha da kötüleşiyor gibi. Ama tabii bunun mantıklı bir açıklaması var, bölümün sonunu bekleyin.  6: Hediye "Taufan. Uyanık mısın?... Taufan..." Bu sırada güzel bir rüyanın içerisinde olan Taufan suratını buruşturdu ve homurdanarak sırtını döndü. Kimdi bu?... Sesi derinden geliyor, rüyasına karışıyordu. Hayır, önce bu rüyayı bitirmeliydi... "Sen bilirsin, ben gidiyorum." Yo hayır— "Nereye?" Taufan hızla doğruldu fakat bu başının dönmesine neden olduğu için, bir an duraksadı. Başını ovuşturdu ve odaya giren kardeşine baktı. "Nereye gidiyorsun Sol?" "Üzerinde çalıştığım yeni karışım için almam gereken şeyler var." diye açıkladı Solar kısaca, saatini kontrol ederek. "Gelecek misin? Geleceksen seni bekleyeceğim." "Yani—tamam, hazırlanıp geleceğim." dedi Taufan sersemlemiş bir şekilde ve kalktı. Diğer iki kardeşi uyanmış olmalıy...

A SLİCE OF LİFE WİTH EMİLY

Yine bir HaLy hikayesi daha, hihi. Böylesi daha eğlenceli.  A Slice Of Life With Emily : İşte yine günlük yazıyorum. Yani, aslında bu bir günlük sayılmaz... Geçen gün çektiğim videoyu yazıya dökeceğim. Bu daha da güzel, çünkü hem anılarım canlanıyor, hem de yazı yazıyorum. Neyse, evet. Gelelim konuya. Video başlıyor. "Merhaba gelecekteki biz, bugün Hali'yle nereye gidiyoruz biliyor musunuz? Elbette hatırlıyorsunuzdur ama, şey... Eee, nereye gidiyoruz Hali?" Dirseğimle onu dürtüyorum, Hali ise yalnızca omuz silkiyor ve bir şeyler homurdanıyor. Onu anlama konusunda yüksek lisans yapmış olan bense, başımı sallıyorum. "Doğru! Çarşıya gideceğiz ve ben de bu sırada gelecekte oturup izlemek için video çekeceğim. Yani, öyle işte... Başka açıklama yok. Gülmeyi kes Hali!!" Öfkeli bir şekilde omzuna vuruyorum. Halilintar gezmeyi seven biri değil gibi görünüyor ama onu dışarı çıkmaya ikna etmek çok kolay oluyor. İçten içe onun da gezmeyi sevdiğini biliyorum. En sevdiğim ş...