Kayıtlar

OVERLAPPİNG STORMS- 53

 53: Başarısızlık Nedir? Bunun tanımını yapmakta hiç zorlanmazdı. 'Yapamadım' üç-dört yaşlarındayken anlamını kastederek söyleyebildiği kelimeydi. 'Yine başarısız oldun' beş yaşından sonra başlayan eğitimlerin sonuçlarının kendisine söylediği şeydi. 'Başarısızlık' kardeşiyle kavga ettikten sonra onu pes ettiren hissin adıydı. 'Başarısızlık'  savaştan sonra kaybettiği annesine bakarken onu hıçkırıklara boğan duyguydu . Başarısızlığı her şekilde tanımlayabilirdi, her türlü örneği vardı ama kimse bunun ne olduğunu sormadığına göre... Neden anlatsındı ki? Hem, şikayet etmenin bir anlamı yoktu... Şikayet etse de kime edecekti ki? Kardeşlerinden biri küçüktü, ona dert yanmak saçmalık olurdu. Diğeri daha büyük ve dirayetliydi ama yine de onun gözünde küçük kardeşiydi. Ayrıca onun da kendi sorunları vardı, daha fazlasını anlatıp onu bunaltmaya gerek yoktu... Kendisi ne anemosis nöbetleriyle uğraşmamış, ne de kardeşiyle tek başına ilgilenmek zorunda kalmamıştı. H...

KAYIP FIRTINA- 16 (REWRİTE)

  16. Bölüm: Yoğun bir Fırtına "Geçmişe takılıp kalmış gibisin." Halilintar irkildi ve odanın diğer ucunda, bir sandalyede oturan kadına baktı. Şaşkınlıkla kaşını kaldırdı. "N-neden böyle düşündünüz? Ben sadece çok—" "Geçmişi düşünenlerde hep aynı belirtiler görülür." diye devam etti kadın sakin bir ses tonuyla. "Bazısı öfke verici şeyleri hatırlar, kaşları çatılır, öfkelenir. Bazısı üzücü şeyleri hatırlar, gözlerinden birer damla yaş süzülür. Bazısı mutluluk verici şeyleri hatırlar, neşelenir. Ama sen... Sen hepsini birden hatırladın. Bir dakika içinde kızdın, üzüldün ve sonra hafifçe gülümsedin." "Şey, sadece... Ben bir şey yaşadım." Halilintar iç çekti ve kadınla konuşmaya devam etti. Kendini inanılmaz derecede rahat hissetmesi tuhaftı, sonuçta kadını tanımıyordu. Ama yılların yükünü paylaşmak iyi geliyordu. "Hmm... Seni anlıyorum. Biraz dinlenmek ister misin? Yorucu bir gün geçirmişsin." Halilintar başını sallayarak onayla...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI?

Uzun bir seri olmasını planlamıyorum, korkmayın XD 1: Sevgi Bencillik Midir, Yoksa Fedakarlık Mı? Halilintar'ın sıradan bulduğu bir gündü. Okula gittiği ve etütte gizlice uyuduğu günlerden biri. Şaka şaka, elbette etütte uyumuyordu ama öğle arasında yemek yemek yerine uyuduğu doğruydu. Ah şu uyku apnesi, ona neler yaptırıyordu böyle! Aslında şikayetçi değildi, kimse yokken sınıfta uyumak keyifliydi. Özellikle de bu sene cam kenarında oturduğu için daha da iyiydi. Yüzünü kollarına gömüyor ve güneşten gelen ışınların, vücudunun geri kalanını ısıtmasına izin veriyordu. Huzur vericiydi... Etüde geri dönelim. Halilintar parmaklarını ritmik bir şekilde ders kitabına vurdu; eh, dersleri dikkatle dinlediği pek söylenemezdi ama sınav puanları iyiydi, değil mi? Önemli olan buydu ve bunu bilen öğretmenler de Halilintar'ı azarlamayı bırakmışlardı. Herkesin bir öğrenme yolu vardı ve onunki de buydu. Ama yine de... Etütler olmasa ne iyi olurdu! Özellikle de bu yakıcı günde! Uyuşuk bir şekild...

OVERLAPPİNG STORMS- 52

 52: Yorgunken Dinlenmek Zayıflık Değildir Angin iki ağabeyinin arasında ne yaşandığını bilmiyordu ama yaklaşık iki gündür... Onlarda bir tuhaflık seziyordu. Başlangıçta umursamamıştı, çünkü iki ağabeyi zaten her zaman tuhaf davranıyordu. Yani, bir önceki saniye tartışırken, sadece bir sonraki saniye şakalaşmaları tuhaf bir şey sayılabilirdi ona göre... İki gün önce işler daha da tuhaflaşmıştı. İlk gün, iki ağabeyi de geç kalkmıştı. Beliung sürekli gülümserken (aslında bakarsanız, Taufan'la göz göze geldikçe sessiz sessiz gülüyordu) Taufan onun aksine ruh gibi, herkese dik dik bakmış fakat gün boyu gerçekten tek kelime etmemişti. Ayrıca Beliung'a ya hiç hoş olmayan bakışlar atmış, ya da direkt onu görmezden gelmişti. Angin ne yaşandığını gerçekten bilmiyordu, belki de Beliung Taufan'ın rüyasına girmiş ve onu sinirlendirmişti?... Bu mantıklıydı, çünkü eğer tartışmış olsalardı Beliung da en az Taufan kadar kötü bir ruh halinde olurdu. Ama aksine, Beliung daima gülüyordu—ne y...

KAYIP FIRTINA- 15 (REWRİTE)

 15: Büyük Bir Ormanda Yalnız Bir Ağaç Halilintar gözlerini araladı yavaşça araladı. Yorucu bir kabus daha görmüştü, son zamanlarda iyice sıklaşan kabuslardan biriydi... Yavaşça doğrulup, masanın üzerine bıraktığı saatine baktı. Henüz sekizi çeyrek geçiyordu, bu iyiydi. Ya şimdi yapacaktı, ya da bir daha asla. Yatağından kalktı ve diğerlerini uyandırmamak için dikkat ederek, siyah bir kapüşonlu aldı. Sonra sessizce aşağı indi—merdivenlerin döşemeleri birkaç kez gıcırdadığında nefesini çok tuttuğu için neredeyse boğuluyordu. Sonunda aşağı ulaştığında, evden dışarı süzüldü ve yürümeye başladı. Nereye gittiğini bilmiyordu ama evden uzaklaştığı kesindi. Evet. Evden kaçıyordu . Dümdüz ilerlediği yol, bir yerden sonra onu bir ormana ulaştırdı. Eskiden burada bir orman olduğunu hatırlamıyordu ama önemli değildi. Belki de şehrin bu tarafına hiç gelmemişti ya da belki de dikkatini çekmemişti. Her iki durumda da umurunda değildi. Ormana girerken, geçen iki haftayı düşündü. Neden kendini evin...

HALİLİNTAR'I YENEBİLİR MİSİNİZ?

Yenebilir misiniz gerçekten XD görelim bakalım Halilintar'ı Yenebilir Misiniz? "Kalk." "Sana da merhaba Hali." dedi Emily neşeli ama uykulu bir şekilde. Saati kontrol etti ve hafifçe esneyerek, "Bu saatte aradığına göre çok önemli bir şey olmuş olmalı." "Öyle... Şimdi kalk ve kapıyı aç." "Affedersin? Neden kapıyı açacakmışım anlayamadım?" dedi Emily onun bu tavrını garipseyerek. "Sen sadece aç." Emily şaşkınlıkla yatağından kalktı ve kapıyı açmaya koştu. Gözetleme deliğinden baktığında gerçekten de öyle olduğunu gördü. "Ha-Hali, sen ciddi misin? Bu saatte burada ne işin var??" diye fısıldadı telefona doğru. "Müsait değilim, beklemen lazım." Halilintar'ın tek cevabı, "Beklemedeyim." oldu. Emily tekrar odasına koştu ve dolabından hızlıca bir şeyler çıkardı. Nasıl yaptığını kendisi de bilmiyordu ama beş dakika içerisinde hazırdı. Halilintar'ın kendisini ne için çağırdığını bilmiyordu ama...

EMİLY NASIL GÜNÜN SONUNDA SİNİRLENEN KİŞİ OLDU?

Emily için sıradan bir gündü. Hani kalkıp okula gittiğiniz ama yine de mutlu hissettiğiniz günler var ya? Ondandı işte. Halilintar'la aynı okulu paylaşmasa da, hayatından memnundu. Eh... O şeyi görene kadar kafasında pek bir şey yoktu yani. "Aaaaa—sana ne olmuş böyle???" Neyse ki, bahsedilen şey bir insan değildi. Ama... Emily eğildi ve kaldırımın kenarında duran kedinin başını okşadı. Hayvan ise, garip bir şekilde tepkisiz kaldı ve donuk bir şekilde ona bakmaya devam etti. "Sen Hali'nin kedilerinden misin yoksa? Yok yok, değilsindir ya... Onun kedileri çok bakımlı oluyor." dedi Emily, sonra dediğinden utanarak kızardı. Kediye hakaret etmek istemezdi ama temiz görünmüyordu. Hem de hiç. Yine de onun için üzüldüm, değil mi?... diye düşündü ve rahatladı. Bir yandan zavallı hayvancığın başını okşarken, diğer eliyle de telefonunu açtı ve Halilintar'ın numarasını girdi. "Umarım dersi bitmiştir..." diye mırıldandı, tedirgince 'aranıyor' yazı...